![]() |
|
Spaces home Aydın ERSOY un Kişisel S...PhotosProfileFriendsMore ![]() | ![]() |
Aydın ERSOY un Kişisel Sitesine Hoşgeldiniz9/21/2007 HZ. MevlanaCömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol.
Şefkat ve merhamette güneş gibi ol.
Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol.
Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol.
Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol.
Hoşgörürlükte deniz gibi ol.
Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.
Hz.Mevlânâ’nın tüm insanlara vasiyeti,
Hz Mevlanayı ve Beslendiği Kaynağı idrak etmemiz dileklerimle… 8/24/2007 Yas 35 35 YAŞ ŞİİRİ
Yaş otuz beş yolun yarısı eder.
Şakaklarıma kar mı yağdı, ne var
Zamanla nasıl değişiyor insan!
Hayâl meyâl şeylerden ilk aşkımız;
Gökyüzünün başka rengi de varmış!
Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!
Neylersin ölüm herkesin başında, CAHİT SITKI TARANCI 5/19/2007 Kurtlar Vadisi - Bilinçaltı-Kurtlar Vadisi Geçtiğimiz günlerde Kişisel Gelişim Uzmanı Sıtkı Aslanhan Bey ile sohbet etme fırsatımız oldu. Kendisi ile Bilinçaltı üzerine, ilginç ve farkında olmadığımız konularda konuştuk, siz değerli okuyucularımızla paylaşmak istedim... Bilinçaltı çoğumuzun bildiği ya da duyduğu bir kavram. Bu kavram bilincimizin farkında olmadığı ama davranışlarımızın yönlendirilmesinde önemli rol oynayan bir yapıyı belirtiyor. Bilinçaltının en önemli özelliği ise bilicimizin farkına varmadığı olayları, sesleri, resimleri kaydetmesi. Siz beş katlı bir binaya çıkarken merdivenleri saymıyorsunuz ama bilinçaltınızda bu sayı biliniyor ve kaydediliyor. Uzmanlara göre gözde bilimsel olarak “fovea hareketleri” olarak adlandırılan hareketler bulunuyor. Bu hareketler sayesinde göz devamlı çevremizi tarıyor ve aldığı bilgileri bilinçaltına atıyor. Bizler bu bilinçaltına gönderilen verilerin çok ama çok az bir kısmını hatırlayabiliyoruz. Burada önemli olan nokta bilinçaltına gönderilen verilerin karar verme ya da eyleme geçme aşamasında fikirlerimizi ve davranışlarımızı direkt olarak etkilemesi. Araştırmacılara göre bilinçaltının tüm görüntü, ses, resimleri kaydetme özelliği 1900’lardan beri insanları yönlendirmek için kullanılıyor. Bir grup psikolog ve yazar konunun gündeme geldiği ilk yıllarda bu yöntemin uydurma ve efsane olduğunu ve insanları etkilemeyeceğini söylemişler. Beyin dalgalarını ölçen teknolojilerin gelişmesi ile gizli mesaj içeren reklama beyinimizin daha farklı tepki verdiği gözlemlenmiş ve bu yöntemin etkisi kanıtlanmış. Dizi, Sinema ve Reklamların bilinçaltı etkisinin kanıtlanmasının ardından bir yandan bu yöntemin kullanımı arttı ve diğer yandan da bu gibi yöntemlerin kullanılmasını önlemeye yönelik yasalar çıkartıldı. Türkiye’de ve dünyanın bir çok yerinde bilinçaltı mesaj ve propaganda yasaklanmıştır ama tüm Dizi, Sinema ve Reklamların hatta Yarışma Proğramlarının bilinçaltı mesaj içerip içermediği noktasında denetleyecek bir yapı kurulamamıştır. Üzücü olan durum ise kendi izlediğimiz ya da çocuklarımıza izlettiğimiz televizyon proğramlarında bilinçaltımıza sürekli toplumun yapısını ve değer yargılarını değiştirecek temaların kazınması ve buna hiç kimsenin dur dememesidir. Eğer sizde, bu yazıyı, sadece başlığı dikkatinizi çektiği için okuduysanız, yazı size de birşeyler söylemekte... Bir yandan televizyonlardaki yapımlar ile aile hayatının altı oyulurken, diğer taraftan ünlü isimlerin evlilik ile ilgili olumsuz düşüncelerini dile getirip, nikahsız birlikte yaşamayı özendirmesi toplumun temelini oluşturan aile hayatını dinamitliyor. Konunun uzmanları geleneksel aile hayatına darbe indiren bu tarz dizilerin, sistematik olarak yayınlandığına dikkat çekerek, bu şekilde başta gençler ve çocuklar olmak üzere, toplumun şekillendirilmeye çalışıldığı belirtiyor. Acaba, takip ettiğimiz diziler, fikir ve davranışlarımızı etkilemek ve bizi biz yapan hangi değerlerimizi almak için, hangi gizli mesajları içermekte? Farkındamıyız? Zaman, insanın elindeki en büyük sermaye. Her insana sayılı ömür dakikaları verilmiştir; ve bu dakikaları ne yolda sarfedeceği insanın kendisine bırakýımıştır. Saygı ve Sevgilerimle... 10/26/2006 Hergününüz Bayram OlsunHer gün bayram
Zamanla anlıyor insan: 3-4 güne sıkışmış bir tatilden öte bir şey bayram... Hayata rasgele serpiştirilmiş ilahi ikramlar, kıymet bilen kullara her daim bayram yaşatır. Nefes almak bayramdır mesela; günün birinde soluksuz kalınca anlar insan... Görmenin nasıl bir bayram olduğunu karanlık öğretir; sevmeninkini yalnızlık... Sızlamayan her organ, hele de burun direği bayramdır. Bayramdır, elden ayaktan düşmemek, zihinden önce bedeni kaybetmemek,
kurda kuşa yem olmayıp "Çok şükür bugünü de gördük" diyebilmek...
Sevdiklerinle geçen her gün bayramdır. Küsken barışmak, ayrıyken kavuşmak,
suskunken konuşmak bayramdır.
Bir kitabı bitirmek, bir binayı bitirmek,
bir okulu bitirmek,
kâbuslu bir rüyayı,
kodeste ağır cezayı bitirmek bayramdır.
Yoğun bakımda sancılı geceyi ya da kangren olmuş bir ilişkiyi bitirmek de öyle...
Vuslat da bayramdır öte yandan... Endişe içinde beklediğinden mektup almak, telefonda ansızın sesini duymak,
deli gibi burnunda tütenin boynuna sarılmak bayramdır.
En acıktığın anda dumanı tüten bir somunun köşesini bölmek, korktuğunda güvendiğine sarılabilmek,
dara düştüğünde dost kapısını çalabilmek bayramdır.
Bir sürpriz paketinden çıkan hediye, tatlı bir şekerlemede üstüne serilen battaniye,
saçlarını müşfik bir sevgiyle okşayan anne bayramdır.
"Ona güvenmiştim, yanılmamışım" sözü bayramdır. Hiç aldatmamış, aldanmamış olmak bayram... Yeni bir sözcük öğrenmek, bir tünelin sonuna gelmek,
müzmin bir işin kapısını çarpıp uzun bir yola çıkıvermek bayramdır.
Zorluklara tek başına göğüs gerebilmek, gereğinde haksızlığın üstüne yalın kılıç yürüyebilmek bayramdır.
Yeni eve asılan basma perdeler, alın teriyle kazanılmış ilk rızkın konduğu çerçeveler,
yüklü bir borcun son taksiti ödenirken sıkılan eller bayramdır.
Evde yalnızlığı noktalayan insan nefesi, akşam kapıda karşılayan yavuklu busesi,
sevdalı bir elin tende gezmesi,
nice adağın ardından çınlayan çocuk sesi bayramdır.
Sonrasında gelen ilk diş bayramdır, ilk söz bayram,
ilk adım,
ilk yazı,
ilk karne bayram...
Güne gülümseyerek başlamak bayramdır.
"İyi ki yanımdasın" bayram, "Her şeyi sana borçluyum" bayram,
"Hiç pişman değilim" bayram...
Evlatların mürüvvetini görebilmek, eve dolu bir torbayla gidebilmek,
konu komşuyla yarenlik edebilmek,
akşamları eskimeyen bir keyifle çay demleyebilmek bayramdır.
Zamanı donduran eski fotoğraflara nedametsiz bakabilmek, altı çizilmiş eski kitapları aynı inançla okuyabilmek,
yol arkadaşlarının yüzüne utanmadan bakabilmek bayramdır.
Alnı açık yaşlanmak bayramdır; ulu bir çınar gibi ayakta ölebilmek bayram...
Can Dündar
10/5/2006 Kısa bir Araştırma
Araştırma
Dünya bilim tarihine “Altın çağ” olarak damgasını vuran İslam bilginleri, 8. yüzyıldan itibaren bilim dünyasının ebedi aydınlığı oldular. Cabir el Hayyan, Fergani, Biruni, Harezmi, Razi, İbni Sina, Sabit Bin Kusra, Heysem, Ebul Vefa, Battani ve nice İslam bilginleri matematik, fizik, kimya ve tıp ilminin temellerini oluşturdular.
İslam aleminde bilimsel çalışmaların öncülüğünü astroloji ve buna bağlı olarak astronomi yapmıştır. Müslümanların astronomi ve astrolojiyle ilgili çalışmalara başlamaları, öncelikle, günün vakitleri ve kıbleyi belirleme ihtiyacından doğmuştur. Müslüman astronomların, matematiğin astronomiye uygulanışında geliştirdikleri yeni metodlar, hem matematik hem de astronomiye kesin boyutlar kazandırmıştır. Örneğin, müslümanlar, kirişler hesabı yerine trigonometriyi ve sinüsler hesabını kullanmış, böylece gezgenlerin hareketiyle ilgili hesaplama tekniklerinde daha önce ulaşılanın çok ötesinde bir mükemmelliğe erişmişlerdir. Astronomiyle birlikte gelişen astroloji bu dönemde neredeyse birbirinin içine girmiş durumdadır. Hatta astroloji, matematik, fizik, kimya, tıp ve insanı konu alan hemen bütün ilimlerle içiçe bulunmaktadır.
Bunun nedeni, sanırım islam felsefesinin içinde gizlidir. Çünkü, insan, bütün varoluşu kendi içinde özetleyen bir mikrokozmos yani küçük alemdir, varoluşun sembolüdür. Bu nedenle varlığı kavramanın anahtarı insandır. Bütün bunlardan dolayı da çok önemli astronomi risalesine iliştirilmiş astrolojik bölümler vardır. Ve, insanın yeryüzü hayatı ile göksel etkiler arasındaki karşılıklı ilişkiye ayrılmıştır. Astrolojinin bir sistem ve disiplin olarak ilk kez ortaya çıkışı, Batlamyus dönemindeki Mısır ve özellikle Kahire'de yapılan çalışmalardır.
Ortaçağ’da Avrupa hurafelerle uğraşırken İslam dünyası bu günkü moda deyimle “Aydınlanma Çağını” yaşıyordu. Ünlü Türk bilgini Harezmi 9. yüzyılda “0” rakamını bularak matematik biliminin bugünkü düzeyine ulaşmasını sağladı. Logaritmayı ortaya koyan ilk kişi oldu. “El Cebir” adlı kitabı Chesterli Robert ve Cremonalı Gerard tarafından 12. yüzyılda Latince’ye çevrildi. Bu kitapta Harezmi ikinci dereceden bir polinomu katsayılarının işaretine göre 6 sınıfa ayırarak sistematik olarak köklerin nasıl bulunacağını gösterdi. “Hesap” adlı kitabında ise dört işlemin nasıl yapıldığını anlattı. Harezmi açıların trigonometrik fonksiyonlarla ifade edildiğini gösteren tablolar ve kitaplarıyla matematikte çığır açan bir bilgin oldu. 2006 yılında “Muhammed, vaaz ettiği inancı kılıçla yayma emrinden başka hangi yeniliği getirmiştir: Sadece şer ve insanlık dışı şeyler” diyebilmenin yorumunu siz değerli kardeşlerime bırakıyorum... Bu yazımızın sonuna nasıl yakışacak bilemiyorum ama, Son zamanlarda gerçekleşen saldırı olayları onbinlerce masum insanın hayatına mal olmakta...Bu büyük vahşetler, insanlığın barış ve huzurunu tehdit eden büyük bir tehlikeyi bir kez daha gözler önüne seriyor: Terörizm.
Sevgi ve muhabbetlerimle... 3/16/2006 18 Mart Canakkale Zaferi
2/3/2006 Önceliklerimiz...KAVANOZDAKI TAŞLAR
Zamanin iyi ve üretken olarak kullanimi konusunda zaman zaman kurslar düzenliyor. Iste bu kurslardan birinde zaman kullanma uzmani ögretmen, cogu hizli mesleklerde calisan örgencilerine, “Hadi kücük bir sinav yapalim” demis. Masanin üzerine kocaman bir kavanoz koymus. Sonra bir torbadan irice kaya parcalari cikarmis dikkatle üst üste koyarak kavanozun icine yerlestirmis. Kavanozda tas parcalari icin yer kalmayinca sormus: “Kavanoz doldu mu” Siniftaki herkes, “Evet, doldu” yanitini vermis. Demek doldu ha demis hoca. Hemen egilip bir kova kücük cakil tasi cikartmis, kavanozun tepesine dökmüs, kavanozu eline alip sallamis, kücük parcalar büyük taslarin sagina soluna yerlesmisler. Yeniden sormus örgencilerine: Kavanoz doldu mu” isin sanildigi kadar basit olmadigini sezmis örgenciler, “Hayir, tam da dolmus sayilmaz” demisler. Aferin demis Zaman Kullanim Hocasi. Masanin altindan bu kez de bir kova dolusu kum cikartmis. Kumu kaya parcalari ve kücük taslarin arasindaki bölgelere tümüyle doluncaya kadar dökmüs. Ve sormus yeniden: “Kavanoz doldu mu” Ögrenciler hep bir agizdan “Hayir dolmadi” demisler. Yine aferin demis hoca. Bir sürahi dolusu su cikartip kavanozun icine dökmeye baslamis. Sormus: “Bu gördüklerinizden nasil bir ders cikarttiniz” Atilgan bir örgenci hemen firlamis: “Günlük is programınız ne kadar dolu olursa olsun her zaman yeni isler icin zaman bulabilirsiniz” “HAYIR” demis hoca ve cevaplamis. “Cikartilmasi gereken asil ders su: Eger büyük tas parcalarini bastan kavanoza koymazsaniz daha sonra asla koyamazsiniz. Ve tabii herkesin kendine sormasi gekeren soruyu sormus: “Hayatinizdaki büyük tas parcalari hangileri? Onlari ilk is olarak kavanoza koyuyor musunuz? Ögrenmeniz gerekenleri bos vaktinizde ögreniyor musunuz Yoksa kavanozu kumlarla ve suyla doldurup büyük parcalari disarda mi birakiyor sunuz? _______________________________________________ Teşekkürler Üstad... 1/4/2006 Akil NedirBir akıl hastanesini ziyareti sırasında, adamın biri sorar: -Bir insanın akıl hastanesine yatıp yatmayacağını nasıl belirliyorsunuz? Doktor: - Bir küveti su ile dolduruyoruz. Sonra hastaya üç şey veriyoruz. Bir kaşık, bir fincan, ve bir kova. Sonra da kişiye küveti nasıl boşaltmayı tercih ettiğini soruyoruz. Siz ne yapardınız diye sorar Doktor adama? Adam: - Ooo ! Anladım. Normal bir insan kovayı tercih eder. Çünkü kova kaşık ve fincandan büyük. -Hayır. der doktor. Normal bir insan küvetin tıpasını çeker. .................................................. SONUÇ: Sadece bize sunulanlar dışında çözüm bulmaktır akıl. 1/3/2006 Amenna'Yaşayanlar bir gün ölür' Hasan Hüseyin Korkmazgil 12/27/2005 Sigaranın MaliyetiCIA'nin resmi istatistik bilgilerinden bir bölüm:
1. Dünyadaki toplam nüfus: 6.5 milyar. 2. Toplam Müslüman sayısı : 2 Milyar. 3. Sigara içen insan sayısı: 1.15 milyar. 4. Sigara içen Müslüman sayısı ise: 400 milyon. 5. En büyük sigara üreticisi: Phillip Morris. 6. Müslümanların Phillip Morris'e kazandırdığı günlük ortalama ciro: 800 milyon dolardır. 10/14/2005 UmutHikaye Ayhan Cankul´dan
UMUT
Pers sultani iki adamı Ölüme mahkum etmiş. Sultanın atını ne kadar sevdiğini bilen mahkumlardan bir tanesi Kendini dünyadaki tek uçan ata binerken hayal eden sultan bunu kabul Diğer mahkum inanmayan gözlerle arkadaşına bakmış ve "Atların "Pek değil" demiş birinci mahkum. "Kendime dört özgürlük şansı veriyorum: Birincisi sultan bu yıl ölebilir. Umutlarınızın hiç tükenmemesi dileğiyle..
10/7/2005 DUA10/5/2005 Arife tarif...
Pendik ten, Çocukluk arkadaşım MUSTAFA TISKE bizlere ERKEK AĞZINDAN BASİT YEMEK tarifleri göndermiş...
Makarna
Sayıca fazlalaştıklarında bazen hangisini fırlattığınız karışıyo. Tuzlu Makarna Yapılışı aynı makarnaya benziyor. Tek farkı bu kez makarnaları suya atmadan önce, elimizi tavlada zar tutacak gibi şekillendirip, bir tutam tuz koymayı akıl ediyoruz ..
Pilav
Patates Kızartması
Zor Yemekler
Konserve Türlü
Kıymalı Bamya Püf Noktaları
7/10/2005 Gerçek İslam AhlakıGERÇEK İSLAM AHLAKI Son zamanlarda gerçekleşen saldırı, onbinlerce masum insanın hayatına mal oldu... 7/6/2005 Basit Yaşamak - Siir-
Basit yaşayacaksın
Mesela susayınca su içecek kadar basit Dört çıkacak ikiyle ikiyi çarptığında
Tek düğmesi olacak elindeki cihazın Tek bir düğme, tek bir cümle gibi...
Kabuk çekirdeği verecek sana Rakamların vermediği mutluluğu
El yazısıyla yazılmış eğri büğrü bir mektup olacak En değerli kağıdın Hep yanında taşıdığın Atmaya kıyamadığın
Iki hareketle giyiniverecek Iki hareketle soyunuvereceksin Kısacık olacak uyanman Ve yola çıkmak arasında geçen süre Kısacık olacak....
Kendin bile anlayabileceksin yazdıklarını Bakışların bile anlatabilecek kendini
Beklentilerinde basit olacak Kaf Dağ´ının önünde bekleyecek mutluluklar Bir ıslıkta bulabileceksin en uzun dosluk romanını Ya da bir damla gözyaşı yaşatacak sana En ucuz aşk romanını
Pankreasının sağlığına dua edeceksin, Kapatırken gözlerini hayata
Bir kaşarlı tost olacak aradığın Nasıl oturacağını bilmediğin sofrada Parmakların olacak enkıymetli çatalın Yine, aynı parmaklar çözecek en karmaşık denklemleri
Saatin sadece saati gösterecek Telefonunu sadece telefon etmek için kullanacaksın
Basit yaşayacaksın Basit Sanki yaşamın bir gün sona erecekmiş gibiBasit... Anneme Mektup ANNEME MEKTUP Ben bu gurbete ile düştüm düşeli,Her gün biraz daha süzülmekteyim.Her gece, içinde mermer döşeli,Bir soğuk yatakta büzülmekteyim.Böylece bir lâhza kaldığım zaman,Geceyi koynuma aldığım zaman,Gözlerim kapanıp daldığım zaman,Yeniden yollara düzülmekteyim.Son günüm yaklaştı görünesiye,Kalmadı bir adım yol ileriye;Yüzünü görmeden ölürsem diye,Üzülmekteyim ben, üzülmekteyim.
Necip Fazıl Kısakürek Hz IbrahimMilleti Ibrahim İnanmak insanın tabiatında var olan köklü bir özelliktir. Değerler sistemi oluşturma ve bunu bir iman kaynağına bağlanarak yapma bütün insanlar için ruhi ve içtimai bir zarurettir. Çünkü inanan ve böylece diğer canlılardan ayrılan insanın bu niteliği fıtridir. İnsanlık tarihi ve bilimsel araştırmalar dinin insanla birlikte var olduğunu, dinsiz bir toplumun ve inançsız bir insanın olamayacağını göstermektedir. Kutsal kitapların bize naklettiğine göre insanlığın başlangıçtaki inancı, özünü tek bir Allah´a imanın oluşturduğu din idi. İnsanlık tarihi boyunca dinin, inançla ilgili özü hiç değişmemiş, sadece uygulamada toplumdan topluma, devirden devire bazı değişiklikler olmuştur. İnsanlık aynı ana-babadan gelmekle ve başlangıçta aynı değerlere sahip olmakla birlikte zaman içinde gerek yapısından kaynaklanan zaaflar gerekse tarihi seyir içinde ve değişik coğrafyalarda ortaya çıkan farklılıklar sebebiyle farklı düşünce ve yollara sapmış ve neticede yeryüzünde farklı dinler ortaya çıkmıştır. Din tektir ve o da bütün peygamberler vasıtasıyla hatırlatılan hak dindir ve bu dinin en temel özelliği Allah’a teslimiyettir. Din, Allah’a teslimiyet demektir ve bu anlamda bütün ilahi dinler Allah’a teslim olma ortak temeline dayanmaktadır. Özünü Allah’ın emir ve iradesine teslimiyetin oluşturduğu ve adını da bu özelliğinden alan İslam, Hz. Muhammed’in tebliğ ettiği dinin özel ismi olmakla birlikte, tebliğlerinin esasını Allah’ın varlık ve birliğini tanıyıp onun iradesine teslim olma ilkesinin oluşturduğu daha önceki peygamberlerin tebliğ ettikleri dinin de adıdır. Nitekim Nuh ve İbrahim’e Müslüman olmaları emredilmiş (el-Bakara 2/132; Yunus 10/72), İbrahim ve Yakup, oğullarına “Allah sizin için bu dini seçti ” tavsiyesinde bulunmuştur (el-Bakara 2/132). Kur’an’da İsrail oğullarına gönderilen peygamberler Allah’a teslim olmuş kişiler olarak takdim edilmektedir. Dolayısıyla vahiy geleneğinde bütün peygamberlerin getirdiği dinin özünü İslam yani Allah’a teslimiyet kavramı oluşturmaktadır. Bu açıdan bakıldığında Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam arasında fark yoktur çünkü hepsi de bir olan Allah’a iman ve teslim olmayı esas almaktadırlar. İbrahimi dinler diye de adlandırılan bu dinlerde ilk insan Hz. Adem’den bu yana hep Allah´ın birliği vurgulanmıştır. | |||||